8 Mayıs 2013 Çarşamba

atticus


terazinin kefesine bir ağırlık daha koyuyorum. sokul biraz daha..
gövdenden bir dal daha çıkar, bağlayacak dileklerim var.
daha yakın daha uysal, daha bir şey daha bir şey…
rüya dilinde;
balinanın tek gözünü bırakıyorsun elime
henüz taşlaşmamış bir göz
avucuma takıyorum gözü
gökyüzü;
göründüğünden daha yakın, daha güzel, daha üzgün
yüzün, o karanlık tarafı yüzünün
uzat dudaklarımın arasına
daha yakın, daha uysal, daha güzel, daha üzgün



29 Nisan 2013 Pazartesi

başka bir yerde



Kafasının tam arkasından vuruldu. O yüzden çözemiyor düğümlerini. Düşüşü çok hızlı oldu; ayak bileklerini asfalta hediye etmek zorunda kaldı.
Yol kıymet bilmez. O sadece devam edebilene verir kendini.
Başka bir yerde olsak;
Çarşafların beyaz, duvarların hiç, denizin mavi, gökyüzünün sıcak olduğu bir yerde, şimdiki, geride kalan olabilirdi.  O zaman sadece ellerimiz kalırdı işte.
“Olur mu” diye sordum,
“iyi böyle” dedi.
Delik o kadar geniş ki, artık bir delik bile değil. Kapatamıyorsun, anladım. Ama alkolün kaygan zemininde sürekli içine düşmemeyi becerebilir misin?
“Bilmiyorum.”
Sadece ne istemediğini bilenden daha kötüsü, ne istediğini bilirken cesaret edip de bir türlü alamayandır.
“kalkacak mısın yerden?”
“hayır”
Yol bilmeyecek o zaman seni.
O sadece devam edene verir kendini.

3 Nisan 2013 Çarşamba

susmuk


dilim dönüyor ağzında. 
içine bağıran bir kadın, ne kadar kırabilir kalbini 
sol omuzumdaki çürük nereye kadar sürdürebilir yolunu

acı susar 
kibir konuşur. 
midenden bir aşağısı kibir
ve kibir mide bulantısına varan bir köprü. 

içinde durduğun boşluk dolmuyor
her gün biraz daha taşlaşıyorsun
her gün biraz daha o boşluğa yakışıyorsun


neden diye sormadım
tersten okunuşu aynı olan bir soruyu 
soramaz hiçkimse

o yüzden

yutkunuyorum bir süredir
boğazımdan kalbime akıyor zehir

acı susar
kibir konuşur
midenden bir aşağısı kibir
ve
kalbinden midene akıyor zehir

olmayacak
biliyorsun.

18 Mart 2013 Pazartesi

kum


sonsuz günde devrialem yapan bir balonun irtifasına uyum sağlamışken, elinden kum olarak akıyorum. benim kum halim, senin kocaman sahilinde küçük bir dalganın bıraktığı iz. çekiliyorum; her dalga gibi(her dalga gibi). benim kum halim, parmaklarının arasından geçerken sana bıraktığım zevk. kayıp gidiyorum elinden; çözülüyorum. 

çocukluğumun içindeki gökyüzü; sonsuz mavi, sürekli hareket halinde.

son anda anlıyorsun; tuttuğun sağ bileğim kum içinde kalıyor.
farkında değilsin;
ben de herkes gibi
ölüyorum.

23 Şubat 2013 Cumartesi

veda

Hiç beceremem. Öyle ki; evden giden misafirleri bile zorla geçiririm kapıdan. Yerimden kalkmak istemem. Mesela benimle yürüyorsunuz, az sonra ayrılacak yollarımız, ben bütün sizinle yürüdüğüm yol boyunca nasıl vedalaşacağımızı düşünürüm. "Acaba, öpecek miyiz birbirimizi, yoksa hadi görüşürüz deyip hiç değmeyecek miyiz birbirimize? Sarılmak ister de bana ya kaldırım çok kalabalık olursa itip kakarsa insanlar bizi?"

Veda benim için çok zor konu.

Dün gece bana yakın birini kaybettim. Ölümlere de bağışıklık kazanıyor ya insan; uzun zamandır biri ölmeyince o bağışıklıktan eser kalmıyormuş. Unutmuşum kayıpların bir garip can yaktığını, haberi ilk duyduğunda beline bıçak sokulmuş gibi yerinden zıplattığını. O isyan/kabulleniş anının uzun olduğunu.

Unutmuşum veda edemediğimi, etmeyi bilemediğimi. Sırf bu yüzden ölüme karşı duruşumun yabani ve düşmanca olduğunu.

Bu yüzden rüyamda ölülerime çay yapıyorum, kahve falları bakıyorum. Üç vakte kadar göreyim diye onları.

Uğurlamak ne kadar güzel bir kelime halbuki. Uğurlar, ışıklar ve iyi dualar eşliğinde gönderebilmek birini. Bir boşalma, boşaltma hali. İyi niyetli, iyi dilekli, iyi bir şey uğur'lamak... Kendinden bir parça hediye etmek gibi. Bir saniye sonrasını göze alabilme hali veda. Yaşamayı ölüme denk getirme hali.

Ama siz yine de benimle vedalaşmayın. Bir de garipsemeyin; kapıya kadar uğurlamıyorsam sizi bu gitmeyin istediğimdendir.

Durun durduğunuz yerde!



24 Ocak 2013 Perşembe

öyle


olmasından korktuğun şeyler 
zaten oluyordu
uyanıyordun mesela
gitmiş oluyordu tamamen
o kadar gitmiş oluyordu ki
kimin gittiğini bile hatırlamıyordun
kafanın arkasında kocaman bir delik
ve görmüyordun

kendi etrafında döner 
delilik
ve
başı dönen uzanır yüksek 
yastıklara
boynundan aşağı
boyunu aşan
bir korkuyla

olmasından korktuğun her şey 
zaten oluyordu

bir tek giderken farkedilen insanlar
var
gittiğini sadece kedinin gördüğü
insanlar var

gitmesinden korktuğun zaten gitmiş
oluyordu
kedi bile görmemiş olabilir.
öyle....

5 Aralık 2012 Çarşamba

7 adım


“kalbin ilmini yap.”

1
kırık dökük bir an:
pencere pervazında duran limon ağacına bakmıştık.
lodos vardı.
bendeki bu kadar.
sen?
bakabilecek misin deliklerinden?

“kalbin ilmini yap”

2
iki sigara sardı. (elleri mi titriyordu)
biri bana sandım.


3
kuklacı kukladan daha aptaldı.

“ona bir şey söylemek istiyorsan...”


4
varılan zirveler, korkunç  inişlerin başlangıcı. o yüzden aklımla izlemeye çalışıyorum, bu korkunç düşüşte kimse yalnız olmamalı.
kimse yalnız yemek yememeli
kimse yalnız düşmemeli
kimse yalnız ölmemeli.


5
köklerimiz değil dallarımız olmalı. her daim yeşil.

“....şarabın çözeltisinde materyalize ol.”

6
benim gibi yap;
nefis bir tebessüm oturt yüzüne
nefis bir tebessüm içsel bir intiharın planlı cinayete dönüşen yüzüdür.


7
koku belleğin celladı. bir nefes sonra tanıdık oluyorsun, sonsuza kadar.
her şey geçiyor da koku geçmiyor.

alıntı :
ona bir şey söylemek istiyorsan
şarabın çözeltisinde materyalize ol
kalbin ilmini yap!


Son
Dokunsalar ağlarım
Dokundular, ağladım.